Sabahattín Alí es un periodista, poeta y escritor turco muy influyente cuya obra más leída es la novela Kürk Mantolu Madonna. En su época fue un escritor muy controvertido y pasó por la cárcel por críticar a Atatürk en una poesía. Ejerció de profesor, enseñando turco y alemán. También publicó varias revistas de humor aunque fueron cerradas en el periodo de un único partido. Murió en la frontera con Bulgaria a los 41 años de edad, se piensa que asesinado. Como curiosidad, todas sus obras se leen en las escuelas de Bulgaria y es allí un autor muy conocido y querido. Hoy es su cumpleaños y se han estado compartiendo en internet muchas citas suyas.

En particular me ha gustado esta (a pesar de la errata) y querría compartirla con vosotros.

sabahattin

El defecto no es tuyo, es mío.

Parece ser que no tengo capacidad de creer.

Pensaba que no estaba enamorado de ti

porque no podía creer de ningún modo que me quisieras tanto.

De esto me doy cuenta ahora.

Parece ser que la gente

me ha quitado la capacidad de creer.

Pero ahora creo.

Me has hecho creer.

Te quiero.

No como un loco,

sino como un hombre cuerdo te amo.

El miércoles días 28 tuve la oportunidad de ver en directo a Mohsen Namjoo en el Congresium de Ankara. Aunque las entradas eran muy caras (la mía costó 90TL, algo así como 40€) mereció mucho la pena verle en directo y poder hacerlo en la que probablemente ha sido mi última visita a la ciudad. Grabé un par de vídeos con el móvil que comparto aquí por si a alguien le interesase verlo.

Lista de los que desprestigian al Islam:
– Los que cortan cabezas diciendo “Dios es el más grande”
– A los que les parece que vender a mujeres no musulmanas en el mercado de esclavos es una práctica islámica.
– Los que publican fatwas diciendo que “los civiles también pueden ser asesinados”
– Los que con una celeremonia vuelan por los aires las mezquitas de musulmanes de otras sectas.
– Los que dicen que “en el Islam no hay türbes” (pequeños mausoleos) y los destruyen.
– Los que prenden fuego a hoteles en nombre del Islam.
– Los que se inmolan vivos estallando en bazares y mercados diciendo “Dios es el más grande”.
– Los que entran en las escuelas y dicen que “las niñas no pueden estudiar” y las secuestran
– Los que inventan mil y una justificaciones a las barbaridades que se muestran.
– Los que asesinan caricaturistas porque dicen que se mofan del Profeta.
01

“Bir Müslüman olarak İslam adına masum insanları öldürmeyi, çizilebilecek bütün karikatürlerden daha iğrenç buluyorum”

“Como musulmán me resulta mucho más ofensivo matar personas inocentes que lo que jamás me lo parecerá ninguna caricatura”

baghdadi

Una buena mezcla de heavy y vocales tradicionales iraníes🙂 El vídeo también es digno de verse.

Türkiye’de öğrenci hayatı nasıl? Finlandya’da Burslu bir öğrencinin hayatı da nasıl? Héctor, Romina, Marta ve Guillermo, Aprendemas.com’ın portalının Facebook’taki sayfalarından biri olan Locos por las Becas’ın (Burs çılgınlığı) takipçisidir. Sayfaya 4 yıl boyunca katılan 500.000’e yakın takipçi arasında bu röportajın kahramanları olan dört öğrenci de yer almaktadır. Yaşadıkları deneyimler aracılığıyla farklı ülkelerde bursluların hayatının nasıl olduğunu öğrenmek ister misiniz?

Héctor Vielva, 22 yaşında. Türkiye’de bir Palencia’lı.

Erasmus tecrübesine çok benziyor, ama daha kıtalararası bir boyut taşıyor. Meselâ, bir gün Bangladeşli, Malezyalı, Ganalı veya Özbek öğrencilerle birlikte yaşayacağımı aklımın ucundan geçmezdi”. Héctor Vielva, Facebook sayfamızda ilanını gördüğü Türkiye Devletinin bursu sayesinde Palencia’daki köyü Cervera de Pisuerga’dan İstanbul’a taşındı. Guillermo, Romina ve Marta gibi, o da tecrübelerini bizimle paylaşmak istedi.

Héctor 22 yaşında ve Valladolid Üniversitesinin Tarih bölümünün mezunu, şimdi ise İstanbul Üniversitesinde aynı bölümde yüksek lisans eğitimi görmektedir. Birkaç ay önce Türkiye Büyükelçiliği tarafından verilen ilanını görüp şansını denemeye karar verir. Seçim süreci hakkında görüşünü “En zor kısmı T.C. Madrid Büyükelçiliğinde gerçekleşen mülakattı” diye ifade ediyor. Mülakatta Héctor yabancı dil bildiği, iyi bir transkripte sahip olduğu ve gerçekleştirmeyi planladığı projenin önerisini kafasında tasarladığı konularında mülakat kurulunu ikna etmek durumundaydı.

Ayrıca “Büyükelçiliğe bütün belgelerin asıllarını, resmi çevirileriyle birlikte teslim etmem, öğrenci vizesi almam gerekiyordu. Bütün bu bürokratik işlemlerin toplam maliyeti 400 avroydu” diye de eklemektedir. Tüm bürokratik işlemler bittikten ve seçildiğine dair kabul belgesini aldıktan sonra Héctor’a düşen bavullarını toplamaktı. Héctor, ailesi ve arkadaşlarının izlenimleri hakkında : “Ailem ve arkadaşlarım şaşırdılar ve mesafenin uzaklığından yakındılar, ancak bunun benim için eşsiz bir akademik fırsat olduğunu biliyorlardı” diyor.

Héctor‘un macerası Eylül ayında başladı. “Benim için çok büyük bir değişim oldu. Palencia’daki köyümün nüfusu 3.000 kişi, son zamanlarda yaşadığım Valladolid şehrinin nüfusu ise 300.000 kişiydi. Oysaki İstanbul 18 milyon nüfusu barındıran ‘yaşayan bir canavar”. İstanbul’da bütün aradıklarını bulabidiğini düşünüyor: “Tarihsel bir bakış açısından bu şehir Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar ve tarihi mekânlarla dolu ve aynı zamanda, İstanbul, müze, sergi ve kültürel etkinlikler gibi geniş seçenekler sunuyor”. Eğlence hakkında, Héctor İstanbul’da dünyanın dört bir köşesinden gelen öğrenciler bulunduğu için her zaman yapılacak güzel etkinlikler olduğunu ifade ediyor.

“Benim amacım Sanat ve Kültür uzmanı olmaktır”

Héctor “İspanyol olduğunu söylediğinde ilk gelen soru ‘Real Madrid mi Barcelona mı?’ oluyor. Belki biraz saçma gelebilir ama bu soru aradaki buzları eritmeyi başarıyor” ve Türklerin İspanyol futbolunu yakında takip ettiğini ve Real Marid ile Fútbol Club Barcelona’ya duydukları hayranlığı vurguluyor. “Şimdi Türkler Atlético de Madrid’i çok seviyor, çünkü milli kahraman gibi görülen Arda Turan o takımda oynuyor” diye gülerek ifade ediyor.

Héctor’un günlük hayatı üniversitede geçiyor. Çoğu programların eğitim dili İngilizce, ama onun seçtiği programın eğitim dili ise Türkçe olduğundan burs programının sunduğu yoğun Türkçe kursununa katılmaktadır. Üniversite dışında, öğrenci yurdunda olduğu zamanlar diğer yabancı öğrencilerle İngilizce de konuşuyor. Fakat oda arkadaşları Kolombiyalı olduğu için onlarla İspanyolca konuşuyor. “Yavaş yavaş daha fazla Türkçe kullanmaya başladık ve bazen çok komik oluyor çünkü ‘Türkglish‘ gibi bir dil konuşuyoruz”.

Héctor için Türkiye tam anlamıyla tarih demek. “Türkiye karşıtlıklar ülkesi, hem Avrupa hem de Asya’nın etkileri bulunabiliyor. Bunun en iyi örneği İstanbul’dur. Burada yaşayarak Türk toplumunun çelişkilerini, karmaşasını ve aynı zamanda güzelliğini anlamak mümkündür”. İspanya’nın güncel gelişmelerini takip ediyor, ancak Türkiye’nin gündeminden de uzak değil, Taksim Meydanında birçok protestolara şahit olmuş. “Öğrenciler tarafından düzenlenen protestolara; İslam Devletine karşı protestolara; İslamcı, feminist, komünist ve sendikal protestolar da dâhil her tür protestoya şahit oldum. Genel anlamda, baskı daha sert olmasına rağmen İspanya’dan daha büyük bir duyarlılık var ve bu duyarlılık sokaklara da yansıyor.”

Bu yüzden, İstanbul her gün yeni ve fevkalade bir ders cıkarılabildiğmiz eşsiz bir sahnedir: “Herkese önyargısız olarak ve özellikle hoşgörüyü temel alan öğrenme isteğiyle gelmesini öneriyorum”.

Kaynak: AprendeMas.com

Revolution Street (Novela)

Revolution Street (Novela)

La última novela que he leído es “Revolution Street” de Amir Cheheltan, el primero de una serie que será una trilogía. El título del libro se corresponde con el de la calle Enghelab de Teherán, y su trama es sobre los bajos fondos y el aspecto más sórdido de la sociedad iraní inmediatamente posteror al furor revolucionario y la guerra entre Irán e Irak.

Este libro salió a la venta el 14 de mayo de 2014 en lengua inglesa y apenas he podido hacerme con él hace unos días, pero desde que lo he abierto no he podido dejarlo. Con una prosa directa y desnuda, el autor nos cuenta la historia de dos “esbirros” del régimen que luchan por la misma mujer, la bella Shahrzad.

Fattah es un hombre que después de hacer los trabajos más sucios durante la revolución iraní se dedica a coser los hímenes de las muchachas que los han perdido y los necesitan para poder casarse vírgenes. Normalmente es un trabajo que hace despreciando a las mujeres que se someten a la operación, hasta que se enamora de Shehrzad, la mujer que le recuerda al amor platónico de su juventud, la cantante iraní Googoosh. Por otro lado está Mostafa, un joven que trabaja en la prisión de Evin haciendo también trabajos muy bajos y que luchará por casarse con Shehrzad.

No quiero desvelar más sobre el contenido del libro, pues merece la pena leerlo. Ningún personaje es bueno ni malo ni muchos menos planos, todos viven en una escala de grises en lo que lo importante es la supervivencia y en la que conviven contradicciones entre las convicciones morales de los personajes y el trabajo que desempeñan, incluso a expensar de tener que dedicarse a los oficios más viles que ofrecía la Revolución, y explora lo más bajo del ser humano, en particular la capacidad de tener dos caras, o tres o cuatro si son necesarias. La empatía o la falta de ella es también un tema explorado en esta no muy larga novela.

Muy recomendable, y espero que pronto se traduzca al castellano.