Türkiye’de öğrenci hayatı nasıl? Finlandya’da Burslu bir öğrencinin hayatı da nasıl? Héctor, Romina, Marta ve Guillermo, Aprendemas.com’ın portalının Facebook’taki sayfalarından biri olan Locos por las Becas’ın (Burs çılgınlığı) takipçisidir. Sayfaya 4 yıl boyunca katılan 500.000’e yakın takipçi arasında bu röportajın kahramanları olan dört öğrenci de yer almaktadır. Yaşadıkları deneyimler aracılığıyla farklı ülkelerde bursluların hayatının nasıl olduğunu öğrenmek ister misiniz?

Héctor Vielva, 22 yaşında. Türkiye’de bir Palencia’lı.

Erasmus tecrübesine çok benziyor, ama daha kıtalararası bir boyut taşıyor. Meselâ, bir gün Bangladeşli, Malezyalı, Ganalı veya Özbek öğrencilerle birlikte yaşayacağımı aklımın ucundan geçmezdi”. Héctor Vielva, Facebook sayfamızda ilanını gördüğü Türkiye Devletinin bursu sayesinde Palencia’daki köyü Cervera de Pisuerga’dan İstanbul’a taşındı. Guillermo, Romina ve Marta gibi, o da tecrübelerini bizimle paylaşmak istedi.

Héctor 22 yaşında ve Valladolid Üniversitesinin Tarih bölümünün mezunu, şimdi ise İstanbul Üniversitesinde aynı bölümde yüksek lisans eğitimi görmektedir. Birkaç ay önce Türkiye Büyükelçiliği tarafından verilen ilanını görüp şansını denemeye karar verir. Seçim süreci hakkında görüşünü “En zor kısmı T.C. Madrid Büyükelçiliğinde gerçekleşen mülakattı” diye ifade ediyor. Mülakatta Héctor yabancı dil bildiği, iyi bir transkripte sahip olduğu ve gerçekleştirmeyi planladığı projenin önerisini kafasında tasarladığı konularında mülakat kurulunu ikna etmek durumundaydı.

Ayrıca “Büyükelçiliğe bütün belgelerin asıllarını, resmi çevirileriyle birlikte teslim etmem, öğrenci vizesi almam gerekiyordu. Bütün bu bürokratik işlemlerin toplam maliyeti 400 avroydu” diye de eklemektedir. Tüm bürokratik işlemler bittikten ve seçildiğine dair kabul belgesini aldıktan sonra Héctor’a düşen bavullarını toplamaktı. Héctor, ailesi ve arkadaşlarının izlenimleri hakkında : “Ailem ve arkadaşlarım şaşırdılar ve mesafenin uzaklığından yakındılar, ancak bunun benim için eşsiz bir akademik fırsat olduğunu biliyorlardı” diyor.

Héctor‘un macerası Eylül ayında başladı. “Benim için çok büyük bir değişim oldu. Palencia’daki köyümün nüfusu 3.000 kişi, son zamanlarda yaşadığım Valladolid şehrinin nüfusu ise 300.000 kişiydi. Oysaki İstanbul 18 milyon nüfusu barındıran ‘yaşayan bir canavar”. İstanbul’da bütün aradıklarını bulabidiğini düşünüyor: “Tarihsel bir bakış açısından bu şehir Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait kalıntılar ve tarihi mekânlarla dolu ve aynı zamanda, İstanbul, müze, sergi ve kültürel etkinlikler gibi geniş seçenekler sunuyor”. Eğlence hakkında, Héctor İstanbul’da dünyanın dört bir köşesinden gelen öğrenciler bulunduğu için her zaman yapılacak güzel etkinlikler olduğunu ifade ediyor.

“Benim amacım Sanat ve Kültür uzmanı olmaktır”

Héctor “İspanyol olduğunu söylediğinde ilk gelen soru ‘Real Madrid mi Barcelona mı?’ oluyor. Belki biraz saçma gelebilir ama bu soru aradaki buzları eritmeyi başarıyor” ve Türklerin İspanyol futbolunu yakında takip ettiğini ve Real Marid ile Fútbol Club Barcelona’ya duydukları hayranlığı vurguluyor. “Şimdi Türkler Atlético de Madrid’i çok seviyor, çünkü milli kahraman gibi görülen Arda Turan o takımda oynuyor” diye gülerek ifade ediyor.

Héctor’un günlük hayatı üniversitede geçiyor. Çoğu programların eğitim dili İngilizce, ama onun seçtiği programın eğitim dili ise Türkçe olduğundan burs programının sunduğu yoğun Türkçe kursununa katılmaktadır. Üniversite dışında, öğrenci yurdunda olduğu zamanlar diğer yabancı öğrencilerle İngilizce de konuşuyor. Fakat oda arkadaşları Kolombiyalı olduğu için onlarla İspanyolca konuşuyor. “Yavaş yavaş daha fazla Türkçe kullanmaya başladık ve bazen çok komik oluyor çünkü ‘Türkglish‘ gibi bir dil konuşuyoruz”.

Héctor için Türkiye tam anlamıyla tarih demek. “Türkiye karşıtlıklar ülkesi, hem Avrupa hem de Asya’nın etkileri bulunabiliyor. Bunun en iyi örneği İstanbul’dur. Burada yaşayarak Türk toplumunun çelişkilerini, karmaşasını ve aynı zamanda güzelliğini anlamak mümkündür”. İspanya’nın güncel gelişmelerini takip ediyor, ancak Türkiye’nin gündeminden de uzak değil, Taksim Meydanında birçok protestolara şahit olmuş. “Öğrenciler tarafından düzenlenen protestolara; İslam Devletine karşı protestolara; İslamcı, feminist, komünist ve sendikal protestolar da dâhil her tür protestoya şahit oldum. Genel anlamda, baskı daha sert olmasına rağmen İspanya’dan daha büyük bir duyarlılık var ve bu duyarlılık sokaklara da yansıyor.”

Bu yüzden, İstanbul her gün yeni ve fevkalade bir ders cıkarılabildiğmiz eşsiz bir sahnedir: “Herkese önyargısız olarak ve özellikle hoşgörüyü temel alan öğrenme isteğiyle gelmesini öneriyorum”.

Kaynak: AprendeMas.com